Bu kategoriyi takip edenler bilirler ki uzun bir süredir film izleyememiştim. Fakat elimden geldiğince zevkime hitap eden filmleri keşfedip izlemeye çalışıyorum.
Bu yazıda başlığa adını veren Snowpiercer ya da Kar Küreyici diye çevrilen film hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Film aslında ABD ve Güney Kore ortak yapımı yönetmeni Joon-ho Bong. 2013 yapımı bir film olmasına rağmen benim yeni haberim oldu (bu filmi ilk izlediğim tarihi ise 8 Ekim 2015) ve yeni izleyebildim. Film 126 dakika, IMdb puanı ise 7,1. Oyuncular açısından baktığımızda Kang-ho Song, Curtis rolünde Chris Evans ve en göze çarpan Tilda Swinton bulunuyor. Bu arada sistemin mimarı Ed Harris‘ı unutmayalım.
Filmin konusuna geldiğimizde atmosfere salınan bir madde yüzünden tüm yer yüzü buzlarla kaplanır ve yeryüzünde hayat son bulur. Geriye kalan ve şanslı olan insanlar Wilford‘un yaptırdığı Snowpiercer adlı trenin içinde yaşamaya başlarlar fakat bazıları sistemin en alt ya da en arka -uç- parçası olmak için trene alınmışlardır. Wilford’un mekanik ve muazzam treni tüm dünyayı dolaşmakta ve kendi içinde yaşayanlara yetebilen bir hayat sunmaktadır. Fakat bu hayat için bazı şartların sağlanması lazım; nüfusun dengede tutulması (aynı şey bugünde yapılmaya çalışılmıyor mu?) ve içerideki sistemin doğadakine en yakın hale getirilmesi gibi tabi yatay olarak sınıflandırılmış bu hayatı yaşamakta olan insanların itaatleri de bu düzenin devamı için gereklidir. Söylemek istediğim ya da benim anladığım diyebiliriz dünyadaki sistem filmde trenin içine indirilmiş ve insanlar vagonlar vasıtasıyla en arkadan en öne doğru yönetilenler-yönetenler veya ezilenler-ezenler şeklinde sıralanmış olması. Filmde vagon vagon sınıflandırılmış olan insanların beslenme, barınma, eğitim, eğlence gibi ihtiyaçları farklılık gösteriyor en arka vagonda yokluktan birbirine saldıranlar veya sağlıksız besinlerle beslenmeye mecbur bırakılan insanlar gibi.
Biraz düşündüğünüzde buradaki insanların enerji çubukları diye tükettikleri yiyeceklerin günümüzdeki hazır ve sağlıksız gıdalardan aslında zerre farkı yok. Film birazda tarih şeridi gibi isyanlar, ayaklanmalar, sistemi ve sistemi kuranı kutsayanlar. Eğitim sistemi ve bu eğitim sisteminden tek tip kafa yapısıyla çıkan çocuklar. Sistemi değiştirmek için isyan edip sistemin parçası olanlar. Sınanan/denenen halk önderleri…
Ek olarak filmde Tilda Swinton‘un konuşmalarına ve filmdeki konumuna dikkat edin. Kurduğu cümlelerden emin olun çok malzeme çıkar.
Yolcular! Bu bir ayakkabı değil. Bu düzensizliktir. 42 numara kargaşadır. Bunu görüyor musunuz? Bu ölümdür. Bu lokomotife biz evimiz diyoruz. Sıcak kalplerimizle dondurucu soğuk arasında tek bir şey var. Kıyafet mi? Pantolon mu? Hayır düzendir…
Kafanıza ayakkabı giyer misiniz? Tabii ki kafanıza ayakkabı giymezsiniz. Ayakkabı kafa için değildir. Ayakkabı ayak içindir. Şapka kafa içindir. Ben şapkayım siz ayakkabı. Ben kafa için varım, siz ayaklar için…
Ne zaman bir ayakkabı kafaya çıkarsa kutsal sınır geçilmiş olur. Yerinizi bilin. Yerinizde kalın. Ayakkabı olun.
Belki de ortada film yok gerçek anlamda bir şaheser var! Düşündüren bir şeyler var. Ciddi anlamda izlenmeye değer diye düşünüyorum ve umarım keyifle izlersiniz.
Görüşmek üzere.


Yorum bırakın