Soru hiç-kuşkusuz yapamaz; her soru bir-kuşku ile, bir-kuşkunun yardımıyla tamamlanır ve işte o zaman düşünme adını almaya hak kazanır. Düşünme özünde kuşku ile soruyu barındırır. Özlemi özünün gereğidir. O özü gereği özler, özünü özler; ve tabiatıyla özünü sürdürmek için ne yapıp yapıp kuşku ile soruyu bir araya getirir.
Tam da bu noktada Martin Heidegger‘in şu sözünü hatırlayabiliriz:
Das Fragen ist die Frömmigkeit des Denkens.
Heidegger böylelikle soru sormayı düşünmenin dindarlığı olarak tanımlarken, dikkat edilecek olursa belirli bir düşünme tarzına işaret etmekten kaçınıyor; aksine düşünmeyi kendi doğallığında açık kılmayı deniyor. Çünkü dindarlık şu veya bu düşünme tarzına ait bir keyfiyet olmayıp “bizatihi düşünme” nin özüne, kendine ilişkindir.
Dücane CÜNDİOĞLU, Düşünce Düşlenir, 7.Baskı, Sayfa 14-15, Kapı Yayınları


Yorum bırakın